Küskünlük / Dargınlığa
İslami Bakış
Kıymetli Kardeşlerim!
Bu Sohbetimizde “Müslümanların Fert Ve Toplum Hayatlarında Küskünlük Ve Dargınlığın Yeri Ne Olmalı” konusunu incelemeye çalışacağız.
Öncelikle konumuzla alakalı kelime ve kavramların tariflerini yapmakta fayda olacak.
Küskünlük : Sözlükte “birbiriyle görüşüp konuşan kimselerin incitici ve kırıcı bir söz ya da davranış yüzünden aralarındaki iletişimi kesmeleri, dargın durmaları” anlamına gelir.
Hecr : Küskünlük, Arapçada Hecr kavramı ile tabir edilir.
Hecr : Sözlükte “uzaklaşmak, terketmek, yüz çevirmek” gibi anlamlara gelmektedir.Formun Üstü
Hecr : Hadislerde ve İslâm ahlâk literatüründe hem Kur’an’da belirtilen mânalarda hem de özellikle “küskünlük, dargınlık” karşılığında yer alır.
Kardeşler!
İslamda Hecr/Küskünlüğün karşıtı olarak Silm ve Sulh Kavramları kullanılmaktadır.
Kısa da olsa bu iki kavramın da tarifini yapalım:
Silm /سِلم : Sözlükte “kurtuluşa ermek, boyun eğmek, teslim olmak; teslim etmek, vermek; barış yapmak” anlamlarına gelir.
Toplumsal Barışı açıklayan bir diğer kavramımız Sulh’dur.
Sulh/ الصلح : Sözlükte “barışma, barış, uzlaşma, anlaşma; barıştırma” gibi anlamlara gelir.
Sulh/ الصلح : Fıkıh terimi olarak “bireyler veya toplumlar arasındaki çekişmelerin anlaşmayla sona erdirilmesini” ifade eder.
Sulh/ الصلح : Daha çok “fertler arasında mevcut bir anlaşmazlığın karşılıklı rıza ile ortadan kaldırılmasını konu alan akid” veya “görülmekte olan bir davanın anlaşmayla sona erdirilmesi” anlamındadır.
Sulh/ الصلح : “toplumlar arası çekişmeye son veren anlaşma” mânasındaki kullanımı
Kur’ân-ı Kerîm’de:
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ادْخُلُوا فِي السِّلْمِ كَٓافَّةًۖ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ
“Ey iman edenler! Hepiniz (çekişmeyi bırakıp Kur’an’ın prensiplerinde toplanarak İslâm ile, toplumsal ve evrensel) barışa/güvenliğe (tam anlamıyla İslâm’a) girin, şeytanın (ve benzerlerinin) izinden gitmeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır,”[1] denilerek bütün inananlar Barışa (Silm’e) katılmaya çağrılmaktadır.”
Allah’ın kendi dinine isim olarak verdiği “İslâm” kelimesinin silm (barış) kökünden türemesi bireylerin ve toplumların Allah’a teslim olup itaat etme ekseninde birleşip toplumsal planda barışçı ilişkiler kurmaları, buna engel olan küskünlük gibi duygulardan uzak durmaları gerektiğini îmâ eder.
Allah’ın kendi dinine isim olarak verdiği “İslâm” kelimesinin silm (barış) kökünden türemesi bireylerin ve toplumların Allah’a teslim olup itaat etme ekseninde birleşip toplumsal planda barışçı ilişkiler kurmaları, buna engel olan küskünlük gibi duygulardan uzak durmaları gerektiğini îmâ eder.
Kardeşler!
Rabbimiz Teala Bakara Sûresinde:
وَاللّٰهُ يَدْعُٓوا اِلٰى دَارِ السَّلَامِۜ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ
“Allah, (kullarını) selamet yurduna (cennetini kazanmaya) çağırır ve O, dilediğini (samimi niyetleri sebebiyle) doğru yola iletir,”[2] buyururken,
Âli İmran Sûresinde:
وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعًا وَلَا تَفَرَّقُواۖ وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِه۪ٓ اِخْوَانًاۚ وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَاۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
“Hepiniz toptan Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın, (onu hayata hâkim kılın, ihtilaf ve tefrikaya düşüp fert fert, grup grup) parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki (İslâm) nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman (kabileler) idiniz de (Allah) kalplerinizi (İslâm’da) birleştirdi. İşte onun (İslâm) nimetiyle (hepiniz) kardeş oldunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan sizi (İslâm ile) O kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böylece açıklıyor ki doğru yola eresiniz,”[3] buyurmaktadır.
Âyeti Kerimelerde Merhamet sahibi Rabbimiz bütün kullarını kurtuluş dini olan İslamına davet etmekte, Müslümanlardan da, Allah’ın dini ve Kur’an etrafında bütünleşmeleri, tefrikadan uzak durmaları istenmektedir.
Câhiliye döneminde birbirine düşmanlık besleyenlerin kalplerinin telif edildiği, İslâm kardeşliğinde birbiriyle buluşup kaynaştıkları ve sonuçta âdeta bir ateş çukuruna düşmekten kurtarıldıkları belirtilmektedir.
Kıymetli Gençler!
“Sulh” kavramı Kur’ân-ı Kerîm’de, Hadis Mecmuaları ve Ahlâk Kitaplarında birbirine dargın olan kişilerin ve grupların barışmasına “sulh”, bunları barıştırmaya da “ıslah” denilmiştir. Dargınlık ve anlaşmazlık aileler, kabileler ve zümreler arasında olabilir. Kur’an’da, inanç bakımından kardeş olan müminler arasında vuku bulan anlaşmazlıkların barış yoluyla çözümlenmesi sosyal çevreye dinî bir sorumluluk olarak yüklenir.
Burada Enfal Sûresinin ilk iki Âyetine bir göz atalım:
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَنْفَالِۜ قُلِ الْاَنْفَالُ لِلّٰهِ وَالرَّسُولِۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْۖ وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُٓ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ
“(Ey Resûlüm!) Sana harp ganimetleri hakkında sorarlar. De ki: “Ganimetler, Allah ve Resûl(ü’n)e aittir. O halde, eğer (gerçekten) inanıyorsanız Allah’ın emrine aykırı davranmaktan sakının, aranızı düzeltin, Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin.” (Enfâl 8/1) buyrulmuştur.
Bir sonraki Âyeti Kerimede ise Allah cc’nün razı olacağı olgun bir Müminin sıfatları anlatılmaktadır.
“(Gerçek anlamda) inananlar, ancak o kimselerdir ki Allah’ın adı anıldığı zaman yürekleri titrer, O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman, (bu) onların iman (nur)larını artırır (kuvvetlendirir). Ve (her işlerinde) ancak Rablerine güvenirler.” (Enfâl 8/2); [bk. 9/124]
Kardeşler!
Esasen Kur’an’ın Tevhid merkezli inanç sistemi bireysel ve toplumsal bütünleşmenin itikadî zeminini hazırlarken namaz, oruç, hac, zekât gibi ibadetler de bunun hayata geçirilmesine katkı sağlar.
Müminlerin ortak bir inanç etrafında bütünleşmeleri ise ilâhî ilkeleri yaşama tarzı haline getirmelerine bağlıdır.
Bu sebeple Kur’ân-ı Kerîm’de küskünlüğü engelleyen en temel duygunun kardeşlik olduğu vurgulanmakta, inananların dost ve kardeş oldukları ifade edilmektedir. (Bakınız Aşağıdaki Açıklamalara)[4]
Formun Altı
Formun Üstü
Formun Altı
وَاِنْ طَٓائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ اقْتَتَلُوا فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَاۚ فَاِنْ بَغَتْ اِحْدٰيهُمَا عَلَى الْاُخْرٰى فَقَاتِلُوا الَّت۪ي تَبْغ۪ي حَتّٰى تَف۪ٓيءَ اِلٰٓى اَمْرِ اللّٰهِۚ فَاِنْ فَٓاءَتْ فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا بِالْعَدْلِ وَاَقْسِطُواۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِط۪ينَ
“Eğer mü’minlerden iki topluluk birbirleriyle vuruşurlarsa, hemen aralarını düzeltin. Eğer onlardan biri, hâlâ (Allah’ın hükmüne boyun eğmeyip) diğerine saldırırsa, Allah’ın emrine dönünceye kadar saldırana karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işinizde) âdil davranın. Çünkü Allah âdil davrananları sever.” [5]
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ۟
“Mü’minler ancak kardeştirler. O halde kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’ın emirlerine uygun yaşayın ki rahmete nâil olasınız.”[6]
Mü’minler birbirinin derdine ortak olarak, kötülük yapmalarına ve batıla meyletmelerine engel olarak, hayırda yardımlaşarak, selamlaşarak, ziyaretleşerek, hediyeleşerek, birbirini koruyarak, Allah yolunda yürüyerek, İslâm düşmanlarına karşı birlik olarak kardeştirler.
Aralarındaki üstünlük ancak takvâ ile, Allah’ın emirlerine uygun yaşamakladır. Bunun dışında, kan bağları ve beşerî tedbir ve usullerin, hiçbiri, dinin getirdiği bu kardeşliği tesis edemez.
Bundan dolayı şirkten kaçınmış olan mü’minler, İslâm’ın amelle ilgili şartlarını tam yerine getiremeseler bile Kur’an’ın ifadesi gereği iman yönünden kardeş olduklarını bilmeli ve kelime-i tevhid davasında birleşmelidirler.
Müslümanlar arasında selâmı sabahı kesmeyi, küsmeyi, konuşmamayı gerektiren küçük veya büyük olaylar olabilir. Bunu bir anlamda normal karşılamak gerekir. Ancak normal olmayan, Müslümanların bu tür olaylar sebebiyle birbirleriyle alâkayı uzun süre kesmeleridir.
Mademki müslümanlar din kardeşidir, o halde uzun süre birbirlerinden kopuk kalamazlar, kalmamalıdırlar. Gerek fert olarak gerekse toplum olarak Müslümanlar arasındaki küskünlüklerin, kırgınlıkların ve düşmanlıkların ortadan kaldırılması, aralarının bulunması öteki Müslümanların görevidir. Kardeşlik bunu gerektirir.
Kardeşler toplumunda kardeşliğin devamından kardeşlerin tamamı sorumludur.
Kıymetli Müslümanlar!
Bizleri her daim hak olana çağıran Rabbimizin şu uyarısı da akıllı ve erdemli Müslüman Fertler için çok değerlidir:
وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۖ وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ
“….. İyilik ve takvâ (Allah’ın emirlerine uygun yaşama/karşı gelmekten sakınma)da yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah’tan korkun! Şüphesiz Allah’ın, (emirlerini çiğneyenlere karşı) cezası çok şiddetlidir.!” (Mâide, 5/2)
İnsanoğlunun kardeşine yardım etme duygusu ve eğilimi fıtrîdir. Onun mayasında böyle bir duygu ve eğilim vardır. Ancak yardımlaşma da bir sınıra tâbîdir. İşte bu âyet o sınırı belirlemektedir. Hemen bir önceki cümlesinde "İyilik ve takvâda birbirinize yardım ediniz!" buyrulurken, ardından "Günah işlemek ve düşmanlık yapmakta yardımlaşmayın!” buyrulmak suretiyle, kardeşler arasındaki yardımlaşma ilkesinin günah ve düşmanlık konularında geçerli olmadığı bildirilmektedir.
Bu Âyet-i Kerîme, sevgili Peygamberimiz sav'in bir hadisini akla getirmektedir:
Efendimiz sav:
-"Zâlim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et!" buyurmuş.
Sahâbîler sormuşlar:
-"Mazluma yardımı anladık, Ey Allah'ın Resûlü! Ama zâlime nasıl yardım ederiz?"
Bunun üzerine Efendimiz sav:
-"Onu da zulmünden vazgeçirirsiniz!" buyurmuş.
Buradan anlaşılmaktadır ki, günah işlemek ve düşmanlık yapmakta yardımlaşmamak, bu gibi konularda kardeşleri desteksiz bırakmak aslında iyilikte yardımlaşma demektir. Bu da Müslümanların her olayda Müslümanca yardımlaşmakla yükümlü oldukları anlamına gelmektedir.
Kardeşler!
Şimdi de Küslük ile ilgili Hadis-i Şeriflere bir kulak verelim
Birbirinizle İlginizi Kesmeyiniz, Sırt Dönmeyiniz, Kin Tutmayınız Ve Haset Etmeyiniz
Enes ra'den,
Rasûlullah sav şöyle buyurdu:
"Birbirinizle ilginizi kesmeyiniz, sırt dönmeyiniz, kin tutmayınız, ve haset etmeyiniz. Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz. Bir Müslümanın, din kardeşini üç günden fazla terkedip küs durması helâl değildir." [7]
Bir Müslümanın, Din Kardeşini Üç Gün Üç Geceden Fazla Terk Edip Küs Durması Helâl Değildir
Ebû Eyyûb ra'den,
Resûlullah sav şöyle buyurdu:
"Bir Müslümanın, din kardeşini üç gün üç geceden fazla terkedip küs durması helâl değildir: İki Müslüman karşılaşırlar biri bir tarafa öteki öbür tarafa döner. Halbuki o ikisinin en iyisi önce selâm verendir."[8]
Din Kardeşi ile Arasında Düşmanlık Bulunan Kişi Dışında Allah'a Şirk Koşmayan Her Kulun Günahları Bağışlanır
Ebû Hüreyre ra'den,
Rasûlullah sav şöyle buyurdu:
"Her Pazartesi ve perşembe günü ameller Allah'a arzolunur. Din kardeşi ile arasında düşmanlık bulunan kişi dışında Allah'a şirk koşmayan her kulun günahları bağışlanır. (Meleklere) siz şu iki kişiyi birbiriyle barışıncaya kadar tehir edin, buyurulur." [9]
Yukarıda Zikrettiğimiz Hadisleri Nasıl Anlamalıyız?
İlişki ve dialogları küsecek ve küsdürecek derece getirmemeliyiz.
Dünyevi söz ve davranışlardan kaynaklanan kırgınlık, dargınlık ve Küslüğü 3 günden fazla sürdürmemeliyiz.
Herhangi bir sebeple birbirine küsmüş iki müslüman karşılaştığı zaman, “kim önce selâm verirse, hayırlı olan odur” uyarısını kendimize şiar edinmeliyiz.
Haksızlık yapanın Özür Dilemesi, Allaha karşı günah işleyenin Tevbesi mesabesinde olduğundan, Özrün geciktirilmemesi gerektiğini bilmeliyiz.
Şu Nebevi Uyarıyı asla aklımızdan çıkarmayalım:
Her pazartesi ve perşembe günleri kulların amelleri Allah'a arzolunur ve yüce Rabbimiz şirk dışında kalan günahları kullarından dilediklerine bağışlar. Birbiriyle küs iki Müslümanın ameli arzolununca görevli meleklere bunların amellerinin kabulünü aralarını düzelttikleri zamana kadar erteleyin, buyurulur. Yani işledikleri iyi kötü bütün amelleri bekletilir, kabul ve af muamelesine tabi tutulmaz.
Sevgili Peygamberimiz'in haber verdiği bu işlem, bir Müslüman için ne kadar ağır bir durumdur. Bu ağır durumdan kurtulmak için, yegâne yol, dargın olduğu kişilerle derhal barışmaktır.
Ümidini Yitiren Şeytan
Câbir ra’den,
Resûlullah sav'in şöyle buyurduğunu işittim demiştir:
"Şeytan, Arap yarımadasında Müslümanların kendisine kulluk etmelerinden ümidini kesmiştir. Fakat onları birbirlerine düşürmeye, aralarını açmaya çalışacaktır." [10]
Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
Efendimiz'in Vedâ hutbesinde de bu hadise benzer bir beyânı bulunmaktadır.
Şöyle buyuruyor:
-"Ey mü'minler!. Gerçekten şeytan sizin şu topraklarınızda kendisine kulluk edilmesinden ümidini ebediyyen kesmiş bulunmaktadır. Fakat o, sizin önemsiz saydığınız iş ve davranışlarınızda kendisine uyulmasından memnun olacaktır. Dininizi ondan koruyun!" [11]
Hz. Peygamber'in her iki beyânındaki haber ve uyarısı, her çeşit tahrik, kargaşa ve kırgınlığın temelinde bir inanç problemi, bir dinî ve sosyal kargaşa çıkarma amacı bulunduğunu, şeytanın temsil ettiği sapıklar cephesinin, müslümanlara yönelik sinsî faaliyetlerinin sürekli olduğunu ortaya koymaktadır.
Kardeşlik hukukuna ters düşen her türlü tahrik, hadisimizin ifadesiyle bir "tahriş"tir.
Tahriş ise, düşmanlık, anarşi ve fitne çıkarmaya yönelik her çeşit faaliyet anlamındadır. O da şeytanın ve adamlarının işidir. Allahı ve Peygamberini seven Müslüman, gizli-açık, büyük-küçük her fitneden uzak durmalıdır.
Arap yarımadasında ve namaz kılan müslümanların bulunduğu hemen her yerde şeytana kulluk edilmeyecek, ama müslümanlar hiçbir zaman ve zeminde şeytanın, aralarında düşmanlık doğuracak sinsi faaliyetlerinden de yakalarını kurtaramayacaklardır.
Bu demektir ki, müslümanlar arasında çıkacak her ilgi kesme, düşmanlık ve küs durma olayı şeytanın arzu ettiği ve memnun olduğu bir sonuçtur. "Şeytan azâbta gerek". Kardeşlik hukukunu ayakta tutmak, dargınlıkları ise en fazla üç gün içinde sona erdirmek de müslümanların sürekli görevidir, öyle olmalıdır.
Hadisimizin dolaylı olarak yaptığı çağrı budur.
Müslümanın Din Kardeşine 3 Günden Fazla Küs Durması Helâl Olmaz
Ebû Hüreyre ra’den,
Rasûlullah sav'in şöyle buyurduğunu işittim demiştir:
"Müslümanın din kardeşine üç günden fazla küs durması helâl olmaz. Kim Müslüman kardeşini üç günden fazla terkeder ve o hal üzere ölürse cehenneme girer." [12]
Kim Din Kardeşini Bir Yıl Terk Edip Küs Durursa…
Ebû Hırâş Hadred İbni Ebû Hadred el-Eslemî(es-Sülemî), ra’den,
Rasûlullah sav'i şöyle buyururken işittiğini söylemiştir:
-"Kim, din kardeşini bir yıl terkedip küs durursa, onun kanını dökmüş gibi günaha girer." [13]
Selâm Veren Küs Durmaktan Çıkmış Olur
Ebû Hüreyre ra'den,
Rasûlullah sav şöyle buyurdu:
"Bir mü'minin, din kardeşini üç günden fazla terk edip küs durması helâl değildir. Üç gün geçmişse, onunla karşılaşıp selâm versin. Eğer selâmını alırsa, her ikisi de sevapta ortak olurlar. Yok eğer selâmını almazsa, almayan günaha girmiş olur. Selâm veren ise küs durmaktan çıkmış olur." [14]
Hadîs-i şerîfteki "1 Yıl" kaydı, büyük bir ihtimalle 1 Sene içinde insanın mizaç ve duygularını etkileme gücüne sahip 4 Ayrı Mevsimin bulunmuş olmasından dolayıdır.
Dört ayrı mevsimi geçirmesine rağmen duygu ve tavırlarında bir değişiklik olmayan adamın, o hal üzere devam edeceği var sayılır. Onun için de artık küs olduğu Müslümanı, öldürmüşcesine kendisi açısından yokluğa mahkum etmiş gibi olur. Bu da onun kanını akıtmak gibi bir suç sayılır.
Fitne Ve Fesat Büyük Günahlardandır
Bir hadiste “insanların arasını bozmak için söz taşıma büyük günahlardan sayılmıştır.” (Buhârî, “Edeb”, 50)
Sıla-i Rahmi Kesmek Büyük Günahlardandır
“Akrabasıyla ilişkisini kesenlerin cennete gidemeyeceğini” bildiren Hz. Peygamber sav’dir.[15]
Barıştırmak Nafile İbadetlerden Daha Faziletlidir
Yine Peygamber Efendimiz sav:
“İnsanların arasını bulmayı ve dargınları barıştırmayı namaz, oruç ve sadakadan daha faziletli bir ibadet” olarak nitelendirmiştir.[16]
Karı-Koca Arasındaki Küslük Durumu
Peygamber Efendimiz sav'in uygulamaları dikkate alındığında, dinî ya da şer'î bir sebep varsa o takdirde küslük süresi uzayabilir. Nitekim Hz. Peygamber sav, hanımlarıyla 1 ay kadar ilişkisini kesmiş ve küs durmuştur.
Buna göre, bir Müslümanın bir Müslümana dini bir nedenden dolayı üç günden fazla küs durması da günah olmaz.
Îlâ Ve Tahyir Şeklinde İfade Edilen Konu:
Îlâ : Sözlükte “yemin etmek” anlamına gelir.
Îlâ : Terim olarak kocanın yemin, adak veya bir şarta bağlamak suretiyle eşiyle cinsel ilişkide bulunmayı kendisine yasaklamasını ifade eder.
Kur'an-ı Kerîm’de terim anlamında bir defa geçen îlâ (Bakara, 2/226), Hz. Peygamber sav’in eşlerine îlâ yapmasına dair rivayet başta olmak üzere bazı hadislerde de yer almaktadır.
İslâm’dan önce Câhiliye Arapları îlâyı zıhâr gibi bir boşama yöntemi olarak uyguluyorlardı. Ancak bu yöntem geniş bir zamana yayıldığı için daha çok kadını baskı altına almak, ona zarar vermek için kullanılıyordu. Koca herhangi bir sebeple eşine kızdığında bir iki yıl veya daha uzun süreyle ona yaklaşmamaya yemin ediyor, süre bitiminde gerektiğinde yeni yeminle süreyi uzatıyordu.
Îlânın sonuna kadar evlilik akdi devam ettiğinden kadın yeni bir evlilik yapma imkânı bulamıyordu.
İslâmiyet, eşler arasında meydana gelen anlaşmazlıkların cinsel açıdan diğerini terk boyutuna varması halinde, bu davranışın özellikle kadını mağdur etmemesi için belirli bir sınır getirmiştir.
Eşlerin birlikte yaşayıp yaşamayacaklarına karar verebilmeleri amacıyla yeterli bir deneme süresi olan dört aylık bir zaman içinde dönüş olmaması ayrılık konusunda bir kararlılığa işaret ettiğinden, sürenin bitiminde evliliğe son verilerek eşin serbest bırakılması sağlanmıştır. Bu bakımdan îlânın çağdaş hukukta boşanma sebebi sayılan terkle yakın benzerliği vardır.
Îlânın Meşruiyeti Kitap ve Sünnet’le Sabittir.
Kur'an-ı Kerîm’de,
“Câhiliyede olduğu gibi kızıp da) kadınlarına yaklaşmamaya yemin eden (koca)lar için, dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu müddet içinde yeminlerine kefâret ödeyerek hanımlarına) dönerlerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir. (Bu müddet içinde dönmek, daha hayırlıdır. Eğer bu müddeti geçirirlerse, tam boşanma meydana gelir.”[17] buyurulur. [bk. 2/232; 4/34 ve izâhı 65/1-2]”
Hz. Âişe ra’den nakledilen,
“Rasûlullah eşlerine îlâ yaptı ve kendisine helâli haram kıldı. Arkasından da haramı helâl yaptı ve yeminden dolayı kefâret verdi.” [18] şeklindeki rivayet ve bu olayın ayrıntılarıyla ilgili hadisler îlânın meşruluğunun diğer delilleridir.
Sade bir hayat yaşayan Hz. Peygamber sav eşlerinin bazı maddî taleplerinden dolayı üzülmüş ve îlâ yaparak onlardan bir ay uzak kalmıştır.
Daha sonra nazil olan Ahzab suresinin 28-29. ayetleriyle Rasûl-i Ekrem sav Efendimizin hanımları, müreffeh bir hayat yaşamak üzere kendisinden ayrılmak veya Allah’ı, Resulünü ve ahiret hayatının güzelliklerini tercih etmek hususunda serbest bırakılmış, bunun üzerine onlar da isteklerinden vazgeçerek Hz. Peygamber sav’le yaşamayı tercih etmişlerdir.
ÖZET
Formun Üstü
Formun Altı
Formun Üstü
Formun Altı
وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۢ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَيُط۪يعُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ
“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velîleri (dostları ve yardımcıları)dır. İyiliği (Tevhidi, Sâlih Ameli, Barış ve Huzuru, Birlik ve Beraberliği) emrederler, kötülükten/kötü olan şeylerden menederler; namazı dosdoğru/gereğine uygun kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederler. İşte Allah bu kimselere rahmet edecek (bağışlayacak)tır. Şüphesiz Allah mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe 9/71) ; [krş. 3/104, 110]
Formun Üstü
Formun Altı
Formun Üstü
Formun Altı
وَعَدَ اللّٰهُ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً ف۪ي جَنَّاتِ عَدْنٍۜ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِ اَكْبَرُۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ۟
“Allah, inanan erkek ve inanan kadınlara, içinde dâimî kalacakları, alt tarafından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah’ın onlardan razı olması (hepsinden) daha büyüktür. İşte bu, en büyük kurtuluştur.” (Tevbe 9/72)
Adn Cennetleri’nin, Nebîlere, Sıddıklara ve Şehitlere has muhteşem ve muazzam bir yer olduğu ifade edilmiştir.
Hadislerden Öğrendiklerimiz
- Müslümanlık, toplumda kardeşliği esas alan bir dindir.
- Müslümanlar birbirleriyle en fazla 3 gün üç gece dargın durabilirler.
- Müslümanın Müslümanla üç günden fazla küs ve dargın durması câiz değildir.
- Dinî ya da şer'î bir sebep varsa o takdirde küslük süresi uzayabilir. Nitekim Hz. Peygamber, hanımlarıyla bir ay kadar ilişkisini kesmiş ve küs durmuştur.
- Küslerin en hayırlısı karşılaştıkları zaman önce selâm verendir.
- Birbiriyle dargın olan müslümanların amelleri, barıştıkları zamana kadar ilâhî huzurda bekletilir, kabul veya af muamelesine tâbi tutulmaz.
- Şeytan Müslümanların arasında düşmanlık, dargınlık ve dağınıklık olmasını ister.
- Arası açılan Müslümanlar üç günden fazla dargın durmamak suretiyle bir taraftan kendi görevlerini yapmış, bir taraftan da şeytanı me'yus ve perişan etmiş olurlar.
- Üç günden fazla küs duran o hal üzere ölecek olursa, Cehenneme girmeyi gerektiren bir büyük suç işlemiş sayılır.
- Bir yıl süre ile küs duran kişi, din kardeşinin kanını akıtmış gibi büyük bir günah işlemiş kabul edilir.
- Üç günlük cevâz süresinden sonra selâmı veren ile alan barışma ve selâm sevabında ortak olurlar. Selâmı almayan bütün sorumluluğu üzerine almış olur.
- Dinimiz, Müslümanların barışık olduklarında da dargınlıklarında da birbirleriyle kardeş olduklarını unutmamalarını ön görmekte, tavsiye etmektedir.
Kaynaklar:
Kuran-ı Kerim Meali, Diyanet Vakfı
Kuran-ı Kerim Meali, Feyzül Furkan
İslam Ansiklopedisi, Diyanet Vakfı
İslam ve İhsan, Riyazüs Salihin, Erkam Yayınları
Sorularla İslamiyet
Yaşar KAPKARA
13.05.2025
Ayvacık/Samsun
Son Güncelleme: 13.05.2025
Zalimlerle Beraber Görünmekten
Zalimlere Destek Olmaktan,
Zülme Karşı Susmaktan
Sadece Sana Sığınırız.
Bize Cesaret Ver!
Bize Yardım Et!
https://boykotrehberi.com/
[1] (Bakara 2/208), [krş. 2/168]
[2] (Yunus, 10/25)
[3] (Âl-i İmrân 3/103).
[4] İnsanların arasına fitne sokan içki ve kumar gibi kötü alışkanlıklar yasaklanmış (Mâide 5/91),
bu davranışlara yönlendiren şeytana uyulmaması emredilmiştir (Bakara 2/168, 208; En‘âm 6/142).
İnsanlar arasında küskünlük ve dargınlık doğuran haset, kin, kibir, yalan ve iftira gibi hususlardan uzak durulması istenmiş (Bakara 2/109, 213; İsrâ 17/37; Nûr 24/4, 5),
Dargınlık ve küskünlüklerin meydana gelmesine sebep olacak yanlış davranışların af, sabır ve hoşgörüyle karşılanması teşvik edilmiştir (Fussılet 41/34; Şûrâ 42/40; Tegābün 64/14).
Bunların yanında Kur’an’da aile barışının korunması için özellikle karı kocanın birbiriyle iyi geçinmesi üzerinde durulmakta, anlaşmazlıkların barış yoluyla çözülmesi emredilmektedir.
[5] (Hucurât, 49/9)
[6] (Hucurât, 49/10)
[7] (Buhârî, Edeb 57, 58, 62; Müslim, Birr 23, 24, 28, 30-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 47; Tirmizî, Birr 24; İbni Mâce, Duâ 5)
[8] (Buhârî, Edeb 62, İsti'zân 9; Müslim, Birr 23, 25, 26. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 47; Tirmizî, Birr 21, 24; İbni Mâce, Mukaddime 7)
[9] (Müslim, Birr 36. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 47)
[10] (Müslim, Münâfıkîn 65. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 35)
[11] (bk. İbni Hişâm, Sîre, IV, 251).
[12] (Ebû Dâvûd, Edeb 47)
[13] (Ebû Dâvûd, Edeb 47)
[14] (Ebû Dâvûd, Edeb 47)
[15] (Buhârî, “Edeb”, 11)
[16] (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 50)
[17] (Bakara, 2/226-227)
[18] (Buhârî, Nikâḥ, 91, 92; Tirmizî, Ṭalâḳ, 21)